calismabarisi@gmail.com

Çalışma Barışı

Sitemizin isminin Çalışma barışı olması açısından devlet – işçi – işveren sarmalında çalışma barışını bu yazımızda siz değerli okurlarımıza aktaracağız. “ Çalışma Barışı ” terim olarak, işçi ve işveren kavramlarının birlikte uyum içerisinde çalışması olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu uyumu sağlamda devlet çeşitli yaslar çıkartarak; hem işçiyi, hem de işvereni aynı şemsiyenin altında ıslanmadan koruma altına almıştır.

İş Hukukunda Çalışma Barışı

İş Hukuku denince ilk olarak, çalışma yaşamında işçi –işveren- devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar aklımıza gelmektedir.
Çalışma hayatında milyonlarca işçinin ve işverenin karşılıklı olarak; birinin emeğini, diğerinin ise sermayesini ortaya koyduğu ilişki manzumesidir. Ayrıca bu alanı gerek yasal açıdan denetleyen ve kişilerin haklarını güvence altına alan, sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlayan, iş hayatının düzen içinde sağlıklı devamına çalışan devlet yer almaktadır. Peki devlet bu piramidin neresinde yer almaktadır? En üstünde yer almaktadır.Yani işçi ile işveren arasında denge sağlayıcı konumundadır. Terazinin hangi kefesi ağır basarsa devlet de yerinde bir duruş sergileyip diğer kefeye ağırlık eklemekte ve böylelikle dengeyi sağlayıcı bir rol oynamaktadır.

                               Devlet         

  İşveren  ⇑ ⇔          ↔        ⇔ ⇑  İşçi

 Kanun koyucu 4857 Sayılı İş Kanunu’nun  91. Maddesi ile “ Devlet çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izler, denetler ve teftiş eder…” demek suretiyle çalışma hayatı içerisinde devletin rolünün büyüklüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yani kanun koyucu bu madde ile devletin çalışma hayatı içerisindeki aktif bir şekilde rol aldığını göstermektedir. Devlet üstlenmiş olduğu bu rol ile işçilerin refah düzeylerinin yükseltilerek insana yakışır bir yaşam sağlamayı amaçlarken, işvereninde ekonomik ve sosyal anlamda daha güçlü bir şekilde üretim yapmasını amaçlamıştır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi işçi- işveren dengesinin bozulduğu noktada devlet ben buradayım demek suretiyle çalışma barışını sağlamaktadır.

1-Devlet

Ülkemizde devlet en üst yönetici olarak yön veren ve yaptırım uygulayan bir güç olması nedeniyle çalışma hayatında da müdahale yetkisinin birinci sırada yer aldığı bir otoritedir. Devlet tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi çalışma yaşamında da yerinde ve zamanında müdahale ederse piyasaya doğru yön vermiş olacak ve işçi-işveren memnuniyetini en üst düzeye çıkaracaktır. Aksi takdirde devletin iş hayatındaki yeri pasifleşecek ve değeri azalacaktır. Bu bağlamda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na önemli görevler düşmektedir. Özellikle toplu iş sözleşmeleri esnasında yaşanacak uyuşmazlıklarda (grev-lokavt gibi) devlet arabuluculuk görevini üstlenip burada hem işçilerin refah seviyelerini ve iş güvenliklerini arttırmaya çalışacak hem de işverenin ekonomik anlamda zora sokmayacak şekilde çalışmalar yaparak çalışma barışını sağlayacaktır. Aksi halde devlet çalışma barışını bozmaktan öteye gidemeyecektir.

2-İşveren

4857 Sayılı İş Kanunu’nun tanımlar başlıklı 2. Maddesinde işveren “işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara “ olarak tanımlanmıştır. Burada her ne kadar işverenin tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluş olabileceği anlaşılsa işvereni temsilen işveren vekili olarak somut bir kişiliğin her zaman olduğu bir gerçektir. Burada somut kişiliğin olması işçilerle ilişkiler anlamında bizim için önem atfetmektedir. İşverenin çoğu zaman kar maksimizasyonu ile hareket etme eğilimi iş hayatına ilişkin yapılmış olan yasal düzenlemeleri unutturmaktadır. Hal böyle olunca da işçilerin yaşam standartlarında ileriye doğru bir gelişime mümkün olmamaktadır. Bu nedenle devletin çalışma hayatına kendisini sık sık hatırlatması gerekmektedir. Bu hatırlatma bazen teşviklerle, bazen reklamlarla bazen de  çeşitli denetim memurları ile kendini göstermelidir.

3-İşçi

4857 Sayılı İş Kanunu’nun tanımlar başlıklı 2. Maddesinde işçi “bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye “ olarak tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere işçi emeğini satmak mukabilinde bir ücret hak etmektedir. Eğer hak ettiği bu ücreti de tam ve zamanında alamaz ise burada yine çalışma barışı bozulacak ve bozulan bu barışı düzeltmek de yine her zaman ki gibi devlete düşecektir.

Sonuç

Sonuç olarak görüyoruz ki sağlıklı bir ülkenin varlığı her ne kadar üretime ve dolayısıyla işçi- işveren bağlı olsa da bunların iş hayatında kendiliğinden mükemmel bir şekilde ilişkilerini sürdüremediği gerçeğini ancak; devletin yerinde ve zamanında müdahale etmesi suretiyle çalışma barışının sağlanacağı açıktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir